ANA MENÜ
ANKET
Okulumuzdaki Bıranş sınıfı uygulamasını nasıl buluyorsunuz?
 
 
3 Eylül Cuma
Yaz Tatili
İSPİR TARİHİ Yazdır E-posta
Yazar Erol ŞİMŞEK   
Çarşamba, 23 Aralık 2009

İSPİR’İN TARİHİ           

          İspir’in bulunduğu Çoruh boylarının tarih çağı, MÖ lX. Yüzyıl sonlarında, şimdiki Eski-Van şehri ve kalesi yerindeki Tuşpa’yı başkent edinen Khaldi-Urartu Devleti’nin Yukarı Aras boylarını fethetmesi ile başlar. Khaldi Hükümdarı Menua (810–715), Pasinler’den Çıldır Gölü’ne kadar uzayan yerlere hâkim Diau-Ekhi-Ni (Diau-Hanedanı-Yurdu) adlı yerli Asyanik Hükümeti İmparatorluğuna katarken çivi yazılı belgelerinde buraya komşu Çoruh boyları Asyanik ahalisini kukla adı ile anar. Bu Menua’dan Iğdır’da, Eleşkirt’te, Delibaba’da ve Hasankale’sinde yazılı taşlar kalmıştır. Bunun torunu ll. Sarduri (753–735), Van Kalesi’ndeki yıllığında, milattan 753 yıl önce Çoruh boyundaki Kulka-Ni (Kulka Yurdu) krallığı üzerine sefer edip, üçüncü yıl burasını itaate aldığı yazılıdır. Çoruh boyunun tarihte bilinen bu en eski yerli Asyanik (yuvarlak başlı ve bitişken dilli) ahalisi, Sakaların gelişi ile yurtlarından çıkarak, Karadeniz kıyılarına ve Çoruh ağzından kuzeydeki Faş (Riyon) Irmağı arasına kadar yayılmış, bir bölüğü de Rize-Trabzon arasında yine kıyıda kalmıştır.           

          Milattan önce 680 yılında Kafkas Dağları geçitlerini aşarak Kür ve Aras boylarına yayılarak aynı yılda Asur sınırlarında gözüken Saka(İskit) adlı atlı göçebe ve at eti yiyen,  kısrak sütü içen, yaman okçu ve savaşçı İlk-Türkler, MÖ 665 yılında bütün Anadolu’ya yayılırken, Çoruh boylarına yerleştiler. Bu sıralarda Yukarı Kür boylarında Gogar, Aras boylarında Pasınlar adını bırakan Phasianlar, Erzurum-Erzincan ovalarında Khalyblar, bütün Çoruh boylarında Saperler (daha eski olan Pharsallı Kyrsilos ile Larisalı Medeyos ve Rodoslu Apollonius gibi Eski-Yunan müelliflerinin eserindeki bu adı, Heredot, bir yanlışlıkla araya “S” katarak “Saspir-Sasper” yazar) adlı Saka kabileleri yerleşti. Milattan 400 yıl önce Çoruh boyundan Trabzon’a geçen “Onbinler” adlı Helen Ordusu artçı kumandanı Ksenofon ”Anabasis” adlı kitabında Hesperit, Amasyalı Strabon da İspiritis denilen Saka-İskit boyundan İspir bölge ve kalesinin adı, milli bir damga olarak hatıra kalmıştır. Denebilir ki, bugünkü Türkiye’de, Sakalardan kalma Pasınlar (Hasankalesi ve Horasan İlçeleri çevresi) ile İspir adından daha eski Türkçe bir yer ve bölge adı yoktur. Buna Erzurum’un Olur İlçesinin halk arasında ve 1950’ye kadar da resmi yazılarımızdaki Tav-us-ger—Tav-us-ker adını eş tutabiliriz ki, bu da Tavok (Tav’lar) adlı aynı Sakalar’ın Yusufeli-Tortum-Oltu-Narman-Şenkaya-Olur kesimlerinde yerleşen boyundan kalmadır.           

           Heredot, “Madyes” (Afrasyab—Alp-Er Tonga Oğuz-Han) adlı ilk cihangir Türk Kağanı idaresinde “28 yıl bütün Asya’ya hakim olan İskitler’in, bu hükümdarları ile ileri gelenlerinin İran- Medya hükümdarı Keyaksar tarafından MÖ 626 yazında) verilen bir ziyafette, sarhoş edilerek hile ile ve namertçe öldürülmesinden sonra bu üstünlüklerini kaybettiklerini anlatır. Bundan sonra Van Gölü kuzeyinde, Aras-Çoruh ve kür boylarında tutunup, Kafkaslar kuzeyindeki ana Saka – İskit ülkesine bağlı boy beylikleri halinde yaşadılar. Yine Heredot, Pers İmparatoru l. Daryus zamanında MÖ 519 yılındaki kuzey seferinden sonra İran’a tabi bulunan Çoruh boylarındaki Sasperler ile Aras boyu ve Ürmiye Gölü çevresi ahalisinin bir satraplık halinde yaşayıp XVlll. Satraplık sayıldığını ve yılda 600 kilo saf gümüş değerinde vergi verdiklerini bildirir. Yine Heredot, MÖ 480 yılında Yunanistan’ı istila eden İran Ordusu’nda Saspirler’den de asker bulunduğunu anlatır.             Atinalı Ksenofon, MÖ 400 yılı başlarında Aras boyundan şimdiki Deveboynu’nu aşıp Dumlu Düzü’ne geçileceği sırada komşu ve kardeş Phasian (Pasin), Tavok(Oltu-Tortum bölgesi Sakalar’ı)  ve Khalyb (Erzurum Ovası halkı) kabilelerinin müttefik birlikleri ile karşılaştıklarını; sonradan hep kayalık ve balkanlık Tavok bölgesini geçerek, Harpasus(Çoruh) Irmağı’nı(Yusufeli kesiminde) aşarak, “Skythenler “ ülkesine (eski Saper –Yurdu) girdiklerini ve (Bayburt’un Hart Ovası merkezi Aydıntepe ilçesi yerinin altında 12 mahallesi bilinen yer altı şehri “Khardal” yerinde) Gymnias adlı büyük, zengin ve kalabalık şehre vardıklarını anlatır. Burada (Asper/Hesperit boyunun öteki adı) Skythenler boyunun Reisi, kendi düşmanı olan kuzeyde Karadeniz yakasındaki memlekete götürmek üzere, Helenler’e bir klavuz vermişti. Bu klavuz, (Bayburt—Sürmene arasındaki Kemr/ Balkar dağından ibaret) kutlu Thekhes adlı (2856 m yüksekteki) dağa varınca “deniz, deniz ! “diye bağırarak çok sevindiler. Çünkü Karadeniz’i görüyorlardı.Bu kutlu dağın kuzeyindeki bir çay (Skythenler ile Karadeniz kıyısındaki düşman Makronlar’ın sınırını ayırıyordu. Ksenofon, “Anabasis” adlı kitabının sonunda, Yukarı –Aras (Pasınlar ile Kars ili) bölgesindeki Phasian boyu ile Çoruh boylarındaki Hesperitlerin bir idare altında ve Tribazus adlı bir satrapla idare edildiklerini anar.Milattan Önce 140 yıllarında Horasan’dan gelen ve Makedonyalı İskender’in Asya’daki halefleri Selevkosluları yenen Sakaların Daha boyunun Parn oymağından çıkan Arsaklılardan Val—Arsak, hazar Denizi ile Kızılırmak başları ve Kafkas Dağları ile Kızılöven ve Zap suları arasında Küçük Arsaklılar Devleti’ni (MÖ 149—MS 430) kurarken, ilk defa kendi hizmetine koşan İspir—Bayburt bölgesi İlbeylerini Başvezir ve süvari ordusu başbuğu tayin etti. Bu Val—Arsak’ın katibi Süryani Mar-Anas Katina’dan naklen Muş bölgesinden yetişme ünlü destani – tarihçi Khorenli Moses (ll, 28,32) bu hadiseyi şöyle anlatıyor:            Val—Arsak’ın Makedonyalılar (Selevkoslular) ile savaşında, gönüllü olarak onun hizmetine ilk giren Musa dinindeki Şampabagarat, kendi ordusunun başında çok yararlılıklar gösterdi. Hükümdar da, ona mükafat olarak bu Bagarat’a “Tak-a-tir” (Taç-Giydiren/Inak) unvanı ile Saray—Nazırlığı ve Batıda On bir binlik ordunun beyliğini ve süvari kumandanlığını ocaklık (babadan oğla geçer-veraset) yolu ile verdi. Ayrıca bu İspir-Bayburt çevresi İlbeylerine, sarayda bulunduğu sırada altın olmayan ve üzerinde başka taşlar bulunmayan “üç sıra inci ile süslenmiş bir taç” taşımak imtiyazını da bağışladı.            Çünkü, Makedonyalı İskender’in çağından kalma yazmalara göre eserini yazan Arrianos, MÖ 324 yılında İskender’in Azerbaycan Satrapı olan Atropates’in “medya ve Pers tahtını ele geçirmek için ayaklandığından yakalayıp getirdiği”  hükümdar hanedanından “Baryakes” (Bayarak) adlı bir prensi idam ettiğini anlatır. Bunun, Sakaların cihangir kağanı Madyes/Afrasyab (654-626) soyundan geldiği için, eserini 651’de bitiren Ermeni rahibi Sebeos’un tarihi başındaki anonim “Eski Armenya Tarihi”nde “Bagarat Pharazyan” ( Afrasyablı Bagarat ) dediği Val—Arsak’ın başvezirinin atalarından bir zat olduğu anlaşılıyor. Kısacası Sakalı Dahalar’ın Parb oymağından Val—Arsak Sakalar’ın kağan soyundan İspir—Bayburt bölgesi Hesperit /Skythen boyundan Pharazyan (Afrasyab)  sülalesinden Şampa Bagarat adlı İlbeyine, küçük-Arsaklı Devleti’nde ikinci ulu mevki: Başvezirlik unvanıylaocaklık olarak vermişti.            Romalılar Anadolu ve Suriye’yi istila ederek Selevkosluların Asya’da varisi durumuna geçince, Arsaklılar ile savaştılar. Çoruh boyları da bu iki büyük devlet arasında el değiştirdi. MS 53 yılında Aras, Kür ve Çoruh boyları ile Yukarı-Dicle-Fırat bölgelerinde İkinci—Arsaklı Devleti kuruldu. İkinci –Arsaklı Devletini kuran l. Tiridat (53--99) da eski geleneğe uyarak, İspir Bölgesi ilbeyisi  ve Pay—pert (Bay—burt)  Kalesinde Bagaratlı Purat –oğlu Sempad’ kendisine takatir unvanıyla ocaklı başvezir yaparak, şimdiki Eski --Bayazıt Kalesi yerindeki Daryunk Kalesini ve çevresini malikane verdi. Bu bilgileri bize Khorenli Moses ile Bizanslı Faustus ve ilk Kartel (Gürcü) Tarihi Kartlis—Ckhovreba vermektedir. (Bakınız “Kars Tarihi” l. 231—238). Ayrıca bu Takatir ve Süvari Başbuğları Ocaklı Bagarat (Bavarak/Beğ—Böğrek) Hanedanının Çoruh boyunda “Sembat – Avan” adlı müstahkem bir merkezi vardı, ki bunun Oltu—Göle yolu üzerindeki Ban—Hisarı da denilen Penek olduğu da anlaşılıyor. 53—430 yılları arasında Arsaklıların Başvezirleri olan İspir—Bayburt Bölgesi İlbeğleri Bagarat Hanedanı, 430’da Küçük Arsaklıların yıkılışından sonra da, Akeşetapan Sasanlı – İranlıların “Merzban” (Sınır --Valisi) ve Bizanslıların “küropalat” unvanlı Çoruh Boyları Valileri olarak eski İlbeyliklerini sürdürdüler.            İlk Arsaklıları kuzey batıda uç beyliği olarak kuran Val—Arsak, Dağıstan ülkesinden, şimdiki Balkar—Karaçay Türkleri’nin ataları Balkar/Bulgar uruğundan kalabalık göç kollarını MÖ.130 yıllarında getirterek, Vanand boyunu Kars Yaylası’na, Balkar boyunu da Bayburt—İspir—Yusufeli Bölgesine ve Çoruh’un solundaki güzel yaylaklı dağlar üzerine yerleştirdi. Bu yüzden, Bayburt kuzeyindeki Kemer Dağı’ndan, Rize --Yusufeli arasındaki 3931 metrelik Çoruh –Karadeniz arasındaki en yüce dağa kadarki sıradağlara hep Barkal/Barkar/Balkar adı verile gelmiştir. 1461 yılında Osmanlı Ordusu ile karadan Turabozan(Trabzon) üzerine varan Fatih Sultan Mehmet, şimdiki Kemer Dağı’ndan ibaret sarp “Barkar-ı pür-kar”(kar dolu Barkar) veya “Bulgar-Dağı’nı yaya aşmıştı. Bugün de Yusufeli’nin Sarıgöl Bucağı eskisi gibi “Barkhal/Balkhar” adı ile anılmaktadır. Bayburt, İspir, Yusufeli hatta Tortum’da, kuzeyden gelen yağış getirici yellere “Barkal/Balkar” denilmesi de 2100 yıl önceleri Dağıstan’dan gelerek eski Hespebit /İspir bölgesinin batı kesimine ve yaylalar bölgesine yerleşen “koyuncu” Balkar Türkleri’nin hatırasından kalmadır. Tortum’da, Yusufeli-Rize arasındaki 3931 metrelik Kaçkar Dağı’nın eski adı ile Barkal diye anılmasından ve buradan gelen bulutların yağış getirmesinden, şöyle bir atasözü yaygın olarak söylenir.“Bulut Barkal’a, köçü arkala, bulut muşa (kıbleye gelirse) başla işe”             İspir,Bayburt ve bütün Çoruh boyları İlbeğleri hanedanı Saka/İskit soyundan Bagarat/Bagrat sülalesinin Daryunk (Doğu –Bayazıt) Kalesindeki kolundan gelenler, önce Emevilerin, sonrada Abbasilerin hizmetinde yararlılık göstererek Gregoryan Hristiyanların vergilerini toplama ve asker işlerine bakarak yükseldiler. Çoruh boyundaki malikâneleri Bizans İdaresinde olduğu halde, oranın gelirini almaya devam ettiler.            Bir yandan da ağır bezirganlık ile Hindistan ve İran’dan Bizans’a kervanlarla mal getirtip gönderttiler, böylece çok zengin oldular. 25 Nisan 772 Bagravant (Eleşkirt) Ovası Savaşı’nda öteki Gregoryan İlbeylerinden çoğunun ölmesi ve emlakını yitirmesi de, Bagaratlıların parlamasına ve ön sırada gelmelerine yaradı. 853’te Tiflis ve Bedre asi Emirliklerini bastıran Abbasi Başbuğu Emir Büyük-Boğa’nın hizmetinde çok yararlık gösteren Arpaçayı boyundaki Daryunk’tan gelme Bagaratlılardan Ebülabbas Sembat, 856’da ölünce, oğlu l. Aşut, şimdi Digor İlçesinde Arpaçayı sağındaki kale ve örenleri bulunan Bagaran/pekran Kasabasında 862’de Erminiyye İşkhanlar—İşkhanı” unvanı ile Gregoryanların beylerbeyi tayin edildi. Bu,l.Aşut Beğe halife Mu’temid 885 yılında “melik”unvanı ile Divin Emirliğine tabi krallık verince,(Revan’ın 27 km güney doğusundaki büyük Divin şehrinden gelen) İslam Emiri7nin huzurunda taç ve hil’at giydi. Bu hadiseyi gören Vl. Hovhannes’in belirttiğine göre 885 yazında Bagaratlı l. Aşut’ taktis eden (revan— Nahçıvan arasındaki) Gernili Katolikos ll. Georgon’a,”Askanaz”(saka/İskit) ırkından geldiğini söyleyerek Kudüs’ten gelme “Meron—yağı”nı sürerek taktis etmişti. Böylece milattan 885 yıl sonra bile, İspir, Bayburt ve Çoruh bölgesi İlbeylerinin Askanaz/İskit/Saka Türklerinden geldiği an’anesi tazelenmişti.ll. DEDE—KORKUT OĞUZNAMELERİNDE BAYBURD-İSPİR-PENEK İLBEĞLERİ HANEDANI:            Yukarıda adı geçen İspir, Bayburt ve Çoruh  Boyu Sakaları Hesperit/Skythen boyundan Bagaratlı Ebülabbas oğlu l. Aşut, sonraki Kars, Ani ve Loru (Borçalı) bölgelerindeki üç Gregoryan Bagratlı krallarının atasıdır. Koca Ani şehri surları, kiliseleriyle Kars’taki kümbet cami(Havariler-Kilisesi) gibi çadır biçimi kubbeli Türk üslubundaki sanat eserleri, bunlardan kalmadır. Bunların atası l. Aşut’un dedesi Büyük Sembat’ın kardeşi Küçük—Vasak’ın kolundan Ardanuç(Kalarçet) ve Tayk ‘oltu-Tortum-Yusufeli) bagratlıları kolu gelmektedir. Bu, Çoruh—Bagarat /Bagratlı kolundan Küropalat l.Davit oğlu ll. Adarnas’e (881—923), l. Aşut’un rica ve iltimasıyla Divin Emiri’nin müsaadesi ve Bizans hizmetinden ayrılması gözetilerek, İslam hizmetine girmiştir. Sonunda Divin Emiri Türk sacoğlu Afşın, kaynatası olan l. Aşut oğlu l. Sembat’ı Ani yanındaki Arazoğlu Kasabasında ziyarete gelen  Ardanuç- Tayk Bagratlıları İlbeyisi ll.Adarnase’ye 899 yazında bir taç vererek, melik/kral ilan etmişti. İşte, sonradan Kütays ve Tiflis’te oturarak Apkaz-Kartel(Gürcistan) Kralları olarak 1800 yılına kadar yaşayan Bagratlılar, bu ortadoks ll. Adarnase’nin sülalesindendir. Gregoryen Bagratlılar ise Selçuklu Alparslan’ın  1064’te Kars ilini Bizanslılardan fethi ile sona ermişti.             Böylece 885—1064 arasında Kars ilinde Ani ile Kars şehirlerinde ve 899—1800 arasında Çoruh boyları, Apkaz, Kartel ve Çevresinde ortadoks olarak yaşayan Bagratlılar hanedanının ilk ocağı, Saka/Skythen yurdu Bayburt-İspir ve Ban/Penek bölgesidir. Bu tarihi gerçeklerin hatırası olarak, Dede- Korkut Oğuz namelerinden en çok yaşayan kam-bura(t) Beğ oğlu Bamsı Bayarak/Beğ- Böğrek destanının doğuda Aral Gölü’nden batıda Toroslar’a kadarki Türk Ellerinde yaygın olduğunu görmekteyiz. Şimdi biz, İspir—Bayburt kesiminden çıkma Saka/İskit İlbeğleri Afrasyab soyundan “Burat oğlu Sembat Bagarat” hanedanının aksaklıların “takatir” (taç giydiren) unvanlı başvezirler hanedanının, Dede- Korkut Oğuz namelerinde nasıl anıldığına işaret edeceğiza) “KİTÂB-İ DEDE—KORKUT ALÂ LİSÂN-İ TÂİFE-İ OĞUZHÂN” DA:

            “Kam(Şaman rahibi) Bura (t)—Beg(yani, tarihi “Burat”) oğlu Bamsı—Bayarak (tarihi:Sembat bagarat) Boyu” (lll. Boy)nun özeti:

“Kam—Gan oğlu Han—Bayındur, han’ın (Büyük—Arsaklıların) otağı, dikili bulunduğu dernek yerine, İç—Oğuz ile Taş—Oğuz begleri gelip, dernek etmişlerdi. İç Oğuz’dan (Daryunk’ta oturan) Bay—Bura(t) Beg, kardeşi ve oğlu olmadığından yakınarak kendisine bir oğul vermesi için Tanrı’ya dilekte bulunmalarını Beğlere rica etti. Taş—Oğuz’dan (revan İlinde Gökçegöl kuzey batısında Horasan Suyu üzerindeki Beçen Kalesi Beyi olan bezirgan) Bay—Beçan beg de, hiç kızı olmadığından yakınarak, bir kızı olmasını dilemelerini söyleyerek, doğacak kızının Bay—Bura Bey oğluna “Beşik kertme yavuklu” sayılacağına söz verdi. Dilekler dilendi. Tanrı Te’âlâ Bay—Bura’ya bir oğul, Bay—Beçan’a da bir kız verdi.

Bay—Bura(t) Beg, kendi bezirgânlarını yanına çağırarak, oğlum büyüyünceye kadar, “varun Rum—Eli’ne (Bizans’a), menüm oğlum üçün yahşi armağanlar getürün”, buyruğunu verdi. Onlar da “İstanbul” a varıp, bir deniz--kulunu (cins—tay), bir ak—tozlu katı—yay, bir altı—perli gürz ile bir de yahşi kılıç getirdiler. Bu sırada 15 yaşını bitirmekte olduğu halde, henüz baş kesip kan dökmediğinden adı konmayan Bay—Bura(t) Beg’in oğlu 40 yiğidi ile ava çıkmışken(Aşağı—Pasın’da) babasının yılkısına gelip, İmrakhor’a konuk oldu. Bu sırada İstanbul‘dan dönen bezirgânları (yukarı—Pasın’da Emre—Kom köyü yukarısındaki sarp kayalık üzerinde bulunan) Avnuk Kal’asının kafirleri, “Pasın’ın Kara—Dervendi’nde soyduklarından, eli boş dönerken beğlerinin oğlu görüp, başlarına geleni öğreniyor. Adı olmadığından “Boz—oğlan” denilen bu “İmirze (Beyoğlu)—Yiğit” Avnük –kalesi kâfirlerine yetişip, onları yenerek yağmaları elinden aldı, bezirgânlara verdi ve dönüp babasının evine geldi.

            Arkadan bezirgânlar da gelip, başlarına geçeni ve yağma edilen malları kurtaran yiğidin kendi beğleri olduğunu Kam—bura(t) Beğe anlattılar. O da, oğlunun erliğini “ad koyasıca” değerde bularak, “kalın—Oğuz beğlerini ağır şölene çağırdı, konukladı. Oğuzların en ulu Din—büyüğü  ve velisi Dede—Korkut geldi, delikanlı yiğide adını yakıştırıp koyarken, onun babasına şöyle dedi:”sen oğlunu Bamsam deyü oğşarsın; bunun adı Boz—Aygırlık Bamsı—Bayarak olsun” dedi. (ispir—Erzurum—Kars “Beğ—Böğrek Destanı”nda delikanlının doğuştan sol böğrü üzerinde etten bir kılıç işareti bulunduğundan Hızır—Nebi ona: “Beğ—Böğrek” adını verdi; bu etten kılıç işareti, ulu--kahramanlığın belirtisi imiş, deniyor).            Sonra avlanırken, Taş—Oğuzda beşik-- kertme yavuklusu Banı—Çiçek—Hatun’u görerek, onunla ok, at koşusu ve güreşte yarışan Kam—Bura(t) beğ oğlu Bamsı – Bayarak, “Han—Kızı” olan bu nişanlısını pek beğeniyor. Dede—Korkut’u elçi gönderip, kızı isteyerek, deligöz kardeşi ”Delü—Karçar”dan alıyorlar.            (Daryunk/ Doğubayazıtt’ta) Gerdek—Gecesi, Bânı –Çiçeğin taliplerinden “Para—Sar’un “Bayburt—Hisarı Beği” ansızın 700 atlı ile yetişerek, Nâib”i öldürüp 39 yiğidi ile Bamsı—Bayarak’ı gizlice kendi hisarına götürerek zindana koyuyor. Aradan 16 yıl geçiyor. Sağlığı veya ölümü haber alınamayan Bamsı—Bayarak’ın, eskiden bir gömleğini armağan ettiği “Yalancı” oğlu  “Yaltacuk”, bu gömleği kana bulayıp getirerek sahibinin Kara—erbend”de öldürülmüş olduğunu isbat ediyor ve Bânı—Çiçek’le evlenmek üzere gerdek kurduruyor. El altından Bamsı—Bayarak’ı aramaya çıkan bezirgânlar, onun Bayburt Hisarı’ndan kurtularak kendi cins atı “boz—Aygır”ile baba evine dönmesini sağlıyorlar. Sahtekârlığı ortaya çıkan Yaltacuk, korkusundan (Bayazıt kuzeydoğusunda Sarısu/Şıkhlı—Gölü sazlığındaki) “Tana –Sazı”na kaçıyor. Bamsı—Bayarak bu sazlığa od vurup yakınca, Yaltacuk gelerek onun kılıcının altından geçip, suçunu bağışlatıyor. Oğuz Beğleri ile Bayarak, ılgar ile gelip “Parasar”un Bayburt—Hisarı”nı fethederek 39 yiğidi ve Tekfur’un fedakâr kızını alarak dönüyorlar.             ll. ve lV. Boylarda; 6 İç—Oğuz İlbeğleri arasında Bamsı—Bayarak Hanedanı kütüğü şöyle anılıyor:”Parasa’un Bayburt Hisarı’ndan parlayup uçan; ap—alaca gerdegâne karşu gelen, Yedi Kız (kardeşinin) umudu, Kalın Oğuz imrencisi; Kazan Beg’ün (Arsakların) Inag’ı (Takatir’i) Boz—Aygırlu Bayarak”             Vl. Boyda da, lll.boyda işaret edildiği gibi, Oğuzlar içinde yüzünde (doğuşlarındaki” duvak”tan gelen asalet işareti hatırası olarak “nıkaab” taşıyarak dolaşan dört İlbeğinden birisinin de “yüzü nıkaablu Boz—Aygırlu Bayarak” olduğu belirtiliyor. (Öteki üç beğden birisi de, Bayburt’un Sünür Köyü’nde sekiz köşeli kümbette yatan Akkoyunlular’ın atası Bayındurlu Hacı Kutlug Begin, Turabozan—Tekfuru Kızı “Sarı --Donlu Salcan Hatun”u erlikle alıp evlenen “Dukha (Duka/Düc) –Koca oğlu Kan—Turalı idi)            Xll. Boyda (Ateşetapan İranlıların divin merzhanı tayin ettiği Si—Sak adlı Sakaların hükümdar hanedanından “Afrasyab—oğlu Oruz—Koca sülalesinden 442-451’de Ateşetapıcılığa dönmeyi teşvik eden Si—Unik hanedanından vasak’tan ibaret onun sülalesi sembolü) Taş—Oğuzlar Hanı (Afrasyab—oğlu) At—Ağızlu—Oruz—Koca’nın “Taş—Oğuz’dan evlenen” Kazan—Han’ın Inag’ı Bayarak’ı hile ile kendi konağına çağırıp, sakalından tutarak öldürttüğü ve bu yüzden İç--Oğuzlar ile Taş—Oğuzlar arasında iç kavgası başladığı anlatılıyor.            b)BAHRÜLENSAR OĞUZNAMESİNDE:            Bayburt bölgesi Akkoyunlularındaki bu yazmadan lll. Murad(1574—1595) çağında Osman adlı bir beğin naklettiği parçalarda; Hz İsa’dan çok önceleri Horasan’dan 90000 asker halinde evleriyle göçüp gelen Oğuzların Ani ile Kars’a yerleşerek, Dokuz tümen Gürcistan’dan harac aldıkları belirtilerek, 6 İç—Oğuz Beğleri arasında “Bayarak—Beğ hanedanı da anılıyor.             c)TOPKAPU SARAYI OĞUZNAMESİNDE:            Çoruh boyu İlbeğleri Hanedanının Oltu—Göle üzerindeki Penek/Banak’tan ibaret “Ban—Hisarı” ile de alakaları olduğu şöyle belirtiliyor:            “Ban—Hisarundan parlayupuçan; altı-- batman som – emürü ayağında kıran; apıl—apıl yürüyende boğa yiyen; onaltı yıl Bayburd --Hisarı’nda dutsaklık çeken; Baldırı uzun—Şad’dan (Yaltaçuktan) hakkın alan; Yuca yerden alçak yere göz, gezeden Bay—Bura oğlu Bek—Barıyagan”            Buradaki “altı—batman—som-- demürü ayağında kıran” ibaresi  Kars—İli doğusundaki Bagratlılardan Bizansın yardımı ile Melik olan” Şahanşah “ unvanlı Çelik/Polat lakaplı ll. Aşut (915—928) Beğin,915’ten önceleri İstanbul’da iken Rumlara harikuleda izik gücünü göstermek için “Kalınbir—demir çubuğu uçlarından bükerek çember biçime getirmesi” gibi 3-4 bizans kaynağında da anılan eşsiz kol --kuvvetinin yaygın hatırasından geliyor.(kars Tarihi l. 176,not135)             ll. İSLAM FETHİNDEN OSMANLILARA KADAR İSPİR BÖLGESİ:            645 Yılında  Mesleme oğlu Habib başbuğluğunda kalı—Kala (Erzurum) şehrini Bizanslılar7dan alan İslam – Araplar, 655’te buraya yeniden yerleşirken, İspir Bölgesi de, 300 yıl boyunca Araplar’ın Kalı—Kala (Erzurum) Emirliği idaresinde kaldı, zaman zaman batıdan gelen Bizans akın ve istilalarına uğradı. 690 yılında Rum Kayseri ll. Yustinyanos ordusu ile Aras boyunda ilerlerken, Çoruh boyunda malikaneleri bulunup, Daryunk (Doğubayazıt) Kalesinde aile büyükleri oturan Bagaratlılar’ı da kendisine bağlamak için bunlardan Sembat Bagart’a Doğu başkumandanlığı verdi.Fakat 693’te yukarı Aras boyları ile Kalı—Kala (Erzurum) bölgesini yeniden ele geçiren Ümeyyeliler, Rum nüfusunu buralardan kaldırdılar. Bunun üzerine 700 yılında Bagratlı Beğleri, Şavşat’taki alınmaz sayılan Tukharlar Kalesi’ne çekilerek, İspir’den de uzaklaştılar.             Sonradan, 721—737 arasındaki Hazar Türkleri ile Arapların savaşında Halife orduları içinde yaralık gösteren Bagratlılar, yeniden eski malikânelerine sahip olarak, Ümeyyeliler(Emeviler) katında itibar kazandılar; Ardanuç-Oltu ve İspir –Bayburt kesimlerinde ailelerini tekrar yerleştirdiler. Hanedanın uluları da Daryunk (Doğubayazıt) Kalesinde kalarak, Divin Emirliği hizmetinde yararlılıklar göstermeye ve sadakatle çalışmaya devam ettiler. Sonra da, yukarıda andığımız gibi, bu koldan l. Aşut Beg, 885’te Melik unvanı ile taç giydi. İspir—Ardanuç kolu Bagaratlılarından ll. Adarnese’de 899 yılında yine Divin Emirliği müsaadesiyle taç giyip Ortodoks Bagratlıların, başı olarak Tiflis Arap Emirliği hizmetine girip sadakatiyle nüfuzunu artırdı. İspir—Bayburt Bölgesi ise, doğruca Kalı-Kala(Erzurum) Arap Emirliği idaresi altında ve buradan giden memurlar ile idare ediliyordu. Şimdiki Yusufeli-Tortum-Oltu-Ardanuç-Artvin ve Şavşat kesimleri, Tiflis Arap Emirliği’ne tabi Ardanuç Bagratlıları idaresinde kalmıştı.            934 yılında Bizanslılar, Abbaslılar içindeki karışıklıklardan faydalanarak Doğu Anadolu’da ilerlemeye başlarken, Malatya ve Bayburt-İspir kesimlerini İslâmlardan aldılar. Yoan-Kurkuvas başbuğluğunda ilerleyen Bizans Ordusu, 934 yazında Pasınlar merkezi Avnik Kalesini aldıktan sonra, Kalı-Kala’yı da kuşattı. Fakat alamadan geri döndü. Bu sırada Bayburt’ta Tacat, İspir’de Adriyanos adlı yerli beğlerden birer kişiyi Bizanslılar İstanbul adına sancakbeği tyin ettilerse de, az sonra bunlar da Rumların zulüm ve ağır vergilerine karşılık, İslâmların laik ve adaletli idaresini tercihle, ayaklanıp, Rum garnizonunu kovarak, Kalı-Kala Emirliği’nin yine kendilerini idare etmesini sağladılar. Fakat, 949 Eylülünde Bizanslılar Çemişkezekli Yovannes Başbuğluğundaki ordu ile Kalı-Kala (Erzurum) şehrini alarak, buradaki 300 yıllık İslam Emirliğine son verdiler; bu arada Bayburt-İspir de 420’deki adı ile Teodosyopolis diye anılan Erzurum7un merkez olduğu Bizans valiliğine bağlandı. Ortodoks Hıristiyanlık, yeniden buralarda yerleşti. İslam cami ve mescitleri ile mezarlıkları bile bozulup belirsiz edildi. Tayk (Oltu-Yusufeli- Tortum) Bagratlıları, yeniden İspir bölgesindeki eski mâlikânelerine sahip oldular.            Erzurum-Pasınlar kesimini Bizansa kazandıran Başbuğ Yovannes (969–976) İstanbul’da kayser olmuştu. Onun ölümü üzerine tahta geçen ll. Basil (976–1025) in ilk yılında 976 güzünde şimdiki Tunceli-Elazığ bölgesinden ibaret “Mezopotamya Valisi” olan yavuz lakaplı Bardas isyan etmişti. Bunu bastırmaktan aciz kalan yeni kayser, 978’de Tayk -- Bagratlıları’ndan Küropalat Davit (976—1000) Beğden yardım isteyince o da Çoruh boyundaki Saka ve Balkar Türkleri’nden topladığı ordu ile, asi Bardas’ı Yukarı Sakarya boylarında Mart 979’da yenince ll. Basil, mükafat olarak ona, Bizans idaresindeki Doğu Anadolu topraklarından Kholtayariç (Aşkale’deki Kâğdarıç) Çormayri (Ovacık), Karın (Teodosyopolis/Erzurum), Pasean (Pasınlar), Mardali (Tekman-Hınıs), Hark (Bulanık), Abahunik (Tutak-Patnos/Aladağ) kesimlerini şehir ve kaleleri ile bağışladı ve ataları yurdundaki İspir ve Bayburt kesimlerindeki veraset hakkını da tanıdı. Böylece,  Tayk - Bagratlı Beği Davit, Muş ve Ağrı Dağı’na yakın yerlere, ll.Basil’in tahtını sağlamlaştırmaya yardımından dolayı sahip olma imkânına kavuştu. Bu sırada bu Küropalat –David’in amcasının torunu lll. Bagarat (974—1014) da, anası Apkaz Kralı kızı olduğundan 974’te Apkaz Kralı ve 1006 yılında de Gori kesimine sahip olarak Kartel—Kralı unvanını alıp, Ardanuç’u bırakarak Kütayıs’ta oturmaya başlamıştı.            999 yılı bitip, 1000 yılbaşında içilen kutlu-şaraba düşmanlarının kattığı ağıdan hastalanarak, sonsuz/oğulsuz olduğundan, 979’da Bizanslılardan aldığı toprakları kayser ll. Basil’e vasiyet ederek ölen Tayk-- Beği  Küropalat Davit’in  bu vasiyeti, adı geçen yerlerin yine Bizanslılara geçmesine sebep oldu. Tarsus bölgesinden gelen Kayser ll. Basil, 1000 yazında İspir, Erzurum, Pasınlar ve Bingöl bölgelerini işgal etti, kışı Oltu deresinde geçirdi. 1000-1001 kışında Kayser, Küropalat Davit’ten kalan yerlere İstanbul’a sadık adamları tayin etti. Hepsini, Teodosyopolis (Erzurum) Valiliğine bağladı.            Azerbaycan Valisi Selçuklu İbrahim Yınal idaresinde gelen ve yerleşecek yurt arayan İslam—Oğuz/Türkmenler, 1043 yılında Eleşkirt—Pasın yolu ile Erzurum ovasına girdiği 100.000’lik ordunun akıncı kolları şimdiki Tercan bölgesinden Bayburt ve İspir’e kadar yayıldı. Tayk (Tortum-Oltu) kesimine girdi. Karasu boyunda Karaz yerindeki “kara—Arzan” açık şehrini zaptile, buranın 50.000’i aşkın halkının, şimdiki Erzurum iç kalesi ve çevresindeki eski dış kalesinden ibaret Karun/Teodosyopolis şehrine göçerek, buraya eski şehirlerinin adı ile Arzan denilmesine 1048’deki Selçuklu işgali sebep oldu. Siirt ile İran’daki “Erzer/Arzan” şehirlerinden ayırt edilmek üzere, buraya “Anadolu—Arzan” anlamına “Arzan—Er—Rum” adı verilmeye başlandı ve sonraki Erzurum adı bundan kaldı. 19 Eylül 1048’de şimdiki Hasankalesi yanında 150.000’lik Bizans ve müttefikleri ordusunun başbuğu olan Türkistan’dan gelme Ardahan—Ahıska—Borçalı İlbeğleri Orbelyanlar hanedanından Libarit, Selçuklulara yenilip, tutsak düştü. Horasan’a götürülüp hürriyeti bağışlanınca, İstanbul’a gelen Selçuklu elçileriyle geri döndü 1050 yılında Apkaz—Kartel—Tayk Bagratlı Kralı lV. Bagarat’ı (1027-1072) yakalayıp elini, kolunu bağlayarak İstanbul’a gönderdi ve bütün Yukarı-Kür boyları ile Çoruh boyunu, bu arada İspir ile Bayburd’a da dört yıl kadar hakim oldu. Fakat, 1054’te Sultan Tuğrul Selçuklu Ordusu ile Malazgird’i kuşatırken, İstanbul’un ricası ve İslam-Türk tehlikesini öne sürmesi üzerine, Orbelyanlı Libarid Beg, Bagratlı Kralı IV. Bagarat’ın 1040’ta İslamlardan yeni alınan ve başkent yapılan Tiflis’e geri dönmesine müsaade etti. İspir de ona tabi oldu. 1054 yazındaki Malazgirt Kuşatması sırasında Selçuklu akıncıları, yine Yukarı—Çoruh boylarını vurup Bayburt ile İspir’e yayılarak yağma ile döndüler ve “Barkar—Dağları”na vardılar. Bunları o çağda sağ olan Erzurum Bölgesi’nden yetişme Ermeni rahibi Lastivertli Aristages yazmaktadır.                   Orbelyanlı Libarit’in oğlu Bizans’ın Erzincan—Bingöl çevresi Valisi İvane Beğ, babası gibi Selçuklu dostu olarak, Türkmen akıncılarını Bayburd’un Khar—Ovası ile İspir’in kuzeyindeki Çanet bölgesine klavuz olarak 1058 yazında götürmüştü. Artık Türkmen obaları bu yıllarda Erzurum, Bayburt ovalarında ve İspir –Deresi boyunda yerleşmeye başlamıştı. İkinci Selçuklu Sultanı Alparslan, 1064’te Bizanslılar elinden Kars İli bölgesini, 1068’de Bizans himayesindeki Ortodoks—Bagratlı IV. Bagrat’ın elinden de Oltu—İspir Bölgeleri dahil bütün Çoruh boylarını fethetti. 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi ile Üçüncü—Anadolu seferini bitiren Anadolu—Fatihi Sultan Alp Arslan, büyük emirlerinden Ebulkaasım’a Arzenerrum (Erzurum) şehrinin merkez olduğu Kars İli batısı, Pasınlar, bütün Çoruh boyu ve Rize Bölgesi ile Erzurum İli Bölgesi’nin hükümetini verdi. Erzurum’da para kestirip, Ulucami, Üçkümbetler, Tepsiminare gibi güzel sanat eserlerini bırakan ve ortadaki büyük emirin adı ile Salduklular (1071—1202) denilen Türkmen Hükümeti’nin tarihçesini ve İspir ile Bayburd’a da hakim olduğunu, Rahmetli Abdurrahim Şerif Beygu’nun 1936’da ve İbrahim Hakkı Konyalı’nın 1860’da İstanbul’da basılan “Erzurum Tarihi”adlı kitaplarından öğrenmek mümkündür. Bilhassa İbrahim Hakkı Konyalı Beğ’in kitabında (s.501-511) İspir’deki İçkale ve İçkale Mescidi ile 1215’ten sonra İspir’de Selçuklu Tuğrulşah—Mescidi ve kitabesi ile İspir’deki Kadıoğlu – Medresesi Kitabesi üzerine verdiği bilgiler pek değerlidir. (Ne yazık ki ve binlerce yazık ki 1965 tamirinde taş ustaları, 660 yıllık üç satırlı Tuğrulşah—Mescidi inşa kitabesini dikkatsizlikten düşürerek kırıp, mahvına sebep olmuşlardır. Bereket ki, fotoğrafı neşredilmiştir.)            Biz, İspir’in milli tarihimizdeki çizgilerine, adı geçen iki “Erzurum Tarihi” dışındaki şu bilgileri de katarak, öbür bölüme geçeceğiz. Haçlı Seferleri yüzünden Türkiye—Selçukluları sarsılırken Dağıstan’dan gelen Kıpçak/Kuman adlı sarı—saçlı, gök—gözlü ve Türk ırkının sarışın güzel soyundan bir Türk Kolu Ortodoks—Hıristiyanlar, Gürcistan’a girerek, Yukarı—Kür boyları ile Tiflis ve İspir’e kadar ki Çoruh boylarını İslam kardeşleri Türkmenler elinden alarak, kendi obalarına yerleştirdiler. 1118—1124 arasında gelen bu Türkler’e Eski—Kıpçaklar, 1195’te gelen son kollarına da Yeni—Kıpçaklar denildi. Bunların Eski—Kıpçaklar Kolu’ndan Kars’ın Posof İlçesi’ndeki (Şu anda Ardahan’a bağlı Y.N) iki çayın birleştiği yerdeki Çaksu Kalesi’nde oturan ve önce Ahıska’yı, sonra Tortum—Akçakalesi’ni ve Ardanuç’u, 1551—1578 arasında da Ahıska batısındaki Altunkale’yi başkent edinen Atabekler (1268—1578) arasında hep Ortodoks—Gürcü Hıristiyan mezhebinde kalmış ve kartel kilise yazısını kullandıklarından, yanlış olarak tarihlerimizde “Gürcü” yapılmıştır.  Ana dilleri tertemiz Şavşat—Ahıska ağzı ile Kıpçak/Kuman Türkçesi olan bu Atabekler, İlhanlılar’a, Calayırlılar’a, Karakoyunlu ve Temür’e, Akkoyunlular’a tabi kalmış; İspir’den Aşağı Pert—Ekrek (Yusufeli) ve Tortum ile kuzeyine de hakim olmuşlardır. 1405’te İspanyol Elçisi Klaviyo, İspir Hakimi Molla—Pir Hacı—Beğ’in, kuzeydeki Araklı ve Hemşin’e de hükmettiğini görmüştür.            Akkoyunlular, 1401—1502 arasında İspir’e de hakim olmuş ve buradaki yerli Türkmenler “İspirlü” adı ile tanınmıştı. Akkoyunlu—Karakoyunlu Savaşları sırasında “İspirli Bayazıd Beg” Akkoyunlu elçisi olarak vazife görüyordu. 1475 yılında İspir—Kalesi hakimi Akkoyunlu Pornak boyundan bu Bayazıd Beg idi. 1499 ilkbaharında Erzincan kışlağında Taç giyerek şahlığını ilan eden Safavi I. İsmail Erdebil—Şiiliğini benimseyen Türkmen boy ve oymakları ile kuşattığı Erzurum Şehrini Akkoyunlu Valisi İskender Beg’den teslim almak isterken Şi’i İspirlüler, Khınıslular, Bayburdlular ve Erzincan çevresinden gelen Urtacalular da ona yardımcı olarak, Erzurum Şehri’nin Suni Akkoyunlu halkını, beşiktekilere varınca kırarak, şehri ıssız bırakıp Azerbaycan’a göçmüşler ve 1502’de Şah İsmail’i Tebriz tahtına çıkararak, Akkoyunlular’ın yerine geçirmişlerdi.            Bu felaketler sırasında Trabuzan Sancak Beği Yavuz Sultan Selim iki, üç defa Erzincan ve Bayburd’a gelip, mülteci Akkoyunlu askerleri ile buraları zaptederek İspir’e yaklaşmışsa da, İstanbul’dan babası Sultan Bayazıd’dan gelen kesin buyruklarda”Sancağundan taşra taşma” denildiğinden, boşaltıp geri çekilmiştir. Bu sırada Yavuz’a kılavuz olan Kıpçaklı—Atabek “Büyük” unvanlı Mirza—Çabuk Beg (1500—1516) İspir’i de işgal edip merkezi Ardanuç ve Ahıska’ya bağlamış ve Müslüman halkına hiç dokunmadığı gibi, İçkale –Mescidi ve gözetleme—Kulesi işini de gören Tuğrulşah Minaresini olduğu gibi bırakmıştır.            Yavuz, Kırım üzerinden Rumeli’ye geçip babasını tahttan indirerek, Şah—İsmail tehlikesini kaldırmak için 1514’te Çaldıran Seferi’ni yaparken  7 Ağustos’ta Atabek—Mirza—Çabuk’tan elçi ve orduya yiyecek kervanı Çobanköprüsü’ndekikonakta geldi.Tebriz’den  dönen Osmanlı Ordusu, yiyecek darlığı çekerken Kars’ın kuzeybatı yanındaki Çalkavur’da 5 Eylül’de İspir Kalesi anahtarı ve Badıcıvan Konağında Mirza—Çabuk’tan sekiz bin  koyun ile un ve bal gibi erzak 12 Ekim 1514 günü gelmiş ve kendisini Sultan Selim’e bağışlatmıştı. Böylece Eylül 1514’te İspir’e hakim olan Osmanlılar, buradaki ünlü Firuze(Turkuvaz taşı) ocaklarında çalışan yerli Hıristiyan işçi ve ustaları vergiden muaf tutarak çalıştırmışlar ve bütün Türkiye ile Osmanlı Sarayına çok değerli olan güzelim Türk—Mavisi Firuze/Piruze taşları İspir’den çıkarılarak yayılmıştır. Sonradan XVIII. Yüzyıldaki Celaliler bu ocağı yağmalayıp bozarak, mağarasını kapatmışlardır. Umarız ki, Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi burayı bulsun ve İspirli Sermayedarların kuracağı bir milli şirket de Firuze ocağını yeniden işleterek, bölgenin kalkınmasına yardımcı olsun.            XVII. Yüzyılda İstanbul’da İspir’den deniz yoluyla gelen, hususi fıçılar içindeki  “Kuru—kaymaklı bal” çok ünlü ve aranır bir kış dirliği idi. İspirliler bunu bugün de, yayvan kaplara sütü yayarak aldıkları kaymakla balı kat kat koyup kendileri için yapmakta ve ne yazık ki, bir ticaret malı olarak artık eskisi gibi dışarı satmamaktadırlar.             İSPİR’İN DİL VE EDEBİYATIMIZDAKİ YERİ            İspir—Deresi boyundaki bilhassa araba işlemez köylerde, eski Saka ve Balkar Türkleri’nin ağız hususiyetlerinin saklı olduğunu; Rize—Hemşen ağzı ile Tortum—Yusufeli Kıpçak ağzı arasında ses ve söyleyiş değişikliği görülmektedir. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi (bununla da uğraşmakta İspir ağzı ile buradaki halk hikayeleri ve deyimlerini derleyip değerlendirme yolundadır. İlk defa halk ağzından derlenmiş Beg—Böğrek ile Akkavak—Kızı Destanı, İspir köylerinden alınıp, İstanbul’da Ermenilerin çıkardığı Bürakn (Bingöl) gazetesinde P.T. Balyan tarafından 24 Eylül 1898’de neşredilmiştir. Fransız Armenistlerinden Türkçülük düşmanı Frederic Macler 1928’de Paris’te basılan “Contes I egendes et populaires d’Armenie” adlı eserinde Türkçe’den Fransızca’ya çevirterek neşredip, “halis Ermeni hikayesi” demek garabetini göstermiştir.            Gönül ister ki, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirmiş veya burada okumakta bulunan İspirli gençlerimiz, bütün Dede Korkut Destanları’nı ve Köroğlu boylarını İspir köylerinden ilmi bir biçimde toplayıp işleyerek neşretsinler.            Biz, İspir’in kurtuluşunun 52. yıldönümünü kutlamaya katılmak için hazırladığımız bu araştırmada, İspir’deki Kadıoğlu—Medresesi’ni 10 odalı olarak yaptıran Erzurum Müftüsü İspirli Mehmed Efendi’nin H. 1138 (1725) yılından kalma bu hayratının, bugün de Kur’an-ı Kerim Kursu’nun yapıldığı ilim ocağı olarak işe yaradığına işaretle, İspir’den yetişen bilgin ve hattatların eserlerinden 20’den çoğunun burada da kadılık eden Erzurumlu Milli Mücadele büyüklerimizden Naibzade Hoca—Raif Efendi’nin eline geçtiğini ve kütüphanesinde bulunduğunu, salık verelim.  Bu kitaplar, 1968’de Atatürk Üniversitesi’nde 7-21 Ağustos’ta açılan “Erzurum Yazma ve Basma Eserler Sergisi”nde bulunuyordu. Şimdi tüccardan Sayın Selahattin İpçi Beğ’dedir.            İspir, ilk defa 1829’da sathi olarak ve ikinci defa da 1916’da fiili olarak Çarlık Rusya’sının işgaline uğradı.17 Ocak 1916’da savaş alanına giren İspir, 15 Şubat 1916 Çarşamba günü Rus işgaline uğrarken, perişan halde batıya göçen halkından çoğu, yollarda kışın ağır günlerinde donma ve sefalet yüzünden perişan olup şehadete erdi. İspir’in bu şehadete söylenen milli ağıtlar da ne yazık ki derlenmemiştir. 1853’ten beri Türkiye’ye “Hasta Adam” diyerek, ölümünü bekleyip, mirasına göz diken Çarlık, Türk’ün 1915 Çanakkale Zaferi sonucu olarak 1917 Mart’ında yıkılıp gidince, Bolşevik Rusya ile 17 Aralık 1917 Erzincan Mütarekesi yapılmış ve buna göre işgal altındaki topraklarımızı Rus Subayları ve topçusunun yardımı ile görülmedik vahşetlerle imhaya girişen Ermeni çete ve haydutların elinden kurtarmak için can atan Şanlı Ordumuz, kışın ağır şartlarına bakmadan yokluk ve açlıkla da savaşarak ilerlemiş, sonunda 24 Şubat 1918 Pazar günü İspir’in Yukarı bahçeler semtini kurtarmış ve ertesi gün de kaleye şanlı albayrak ebedi olarak çekilmiştir. İspir’in düşüşüne ve muhacirliğine söylenen milli ağıtlar yerine bu sefer Ermeni mezalim ve vahşetinden kurtuluş koçaklamaları koşulmuştur.            Biz, daha çok Halk Edebiyatımız alanına giren İspir’in düşüş ve kurtuluşu üzerine söylenen nazımı belli veya ortamalı deyiş ve koşmaların varlığına işaretle, İspirli bir Divan Şairi ve müftümüzün kısaca hayatı ile şiirlerinden bahsedeceğiz. Son büyük Osmanlı Mutasavvıf- Şair Bilgini olan Hasankaleli İbrahim Hakkı Hazretleri’ni Erzurum’daki medresede okutarak Farsça hocalığı yapan Müderris Şair ve Müftü Hazık Mehmed Efendi, İspirli Karabekir de denilen Ebubekir Efendi’nin Erzurum’da yerleştikten sonra H. 1102/M.1690 yılında Erzurum’da doğan oğludur. Tam adı Seyyid Mehmed ve mahlası Hazık’tır. İlk ilmini ulemadan olan babasından öğrenmiş ve Erzurum Medrese’lerinde okuduktan şiir ve edebiyat zevkini ve alimlik icazetini buradan aldıktan sonra, İstanbul’a gitmiştir. Orada Şeyhulislam Efendi ile görüşüp bir gazelinde;            “Yok Sıtanbul kadar cayi mezak ücrada” diye Osmanlı Başkentini pek sevdiğini belirtmişse de, gönlünü sıla hasreti sardığından, Erzurum Müftülüğü’ne tayinini isteyip, bunu yaptırarak Erzurum’a gelip İbrahim Paşa Medresesi’nde Farsi Hocalığı da yaparken İbrahim Hakkı Hazretlerini okutmuştur. 1750—1752 yıllarında Ahıska’da bulunarak burada beylerbeyi Atabekler sülalesinden Hacı Ahmet Paşa’nın yaptırdığı Ahmediyye Camii ve Ahmediyye Külliyesi adlı şaheserlere ve şadırvanlarına tarihler düşürmüştür. Ahıska’dan dönüşünde Erzurum Müftüsü iken yine müderrisliğe devam etmekte iken H.1177/M.1763 yılında burada rahmete kavuşmuştur.            Seyyid Mehmed Hâzık Efendi’nin Erzurum Beylerbeyi Diyarbekir Çermikli şair ve kahraman çeteci Abdullah Paşa ile müşavereleri vardır.Onun İslâm Dini bilgileri üzerine yazdığı eserlerden ikisinin adını biliyoruz:            1) Kaadî Beyzâvi Tefsiri üzerine yazılmış Ta’likaat;            2) Kendisinin müftülüğü sırasında verdiği fetvalar            Daha çok Nef’i ile Urfalı Nâbi’yi beğenerek onların tesirinde kalan şair Hâzık, tam ve müretteb bir divan da yazmış olup, bunun Erzurum’da bulunan yazmalarına göre düzenlenen bir derlemesi, H:1318/M. 1900 yılında, Erzurumlu bilgin ve şair Abdurrezzak Efendi’nin himmetiyle İstanbul’da 81 sahife halinde bastırılmıştır.(Bunun güzel ve tam nüshaları yazma olarak İstanbul Kütüphanelerinde aşağıda gösterilen yerlerde belirtilen sayıda bulunuyor:            1) Aliemiri Manzum Asar  89,90,91 (Üç adet),            2) Reşidefendi749,750, (iki adet),            3) Esadefendi 2621,            4) Atıfefendi 2062,2063 (iki adet),            5) Üniversite 1731,2854, 3432,3542 (dört adet)            Şair Mehmed Hazık Efendi’den bahseden başlıca eserler; Silahtarzade (s.24), Şefkat Tezkiresi, Sicil-i Osmani olup (1I. 96), Arif Hikmet Tezkiresi (Aliemiri yazması sayı 789,s.13) Ramiz Tezkiresi (Basma s.57), Osmanlı Müellifleri (I. S.280), Esadefendi Tezkiresi, Hafız Hüseyin “Vefeyatül Ayvansarayi (Üniversite yazma), Keşfüzzünün Zeyli (s. 496), Mehmed Nusret “Tarihçe-i Erzurum” (1338 İstanbul, s. 103–104), Fındıkoğlu Ziyaeddin Fahri “Erzurum Şairleri” (1927 İstanbul, s. 39–46), İnehanzade Mehmed Nâil “Tuhfe-i Nâîlî” (1949’da el yazması, Ankara Türk Ansiklopedisi Kitaplığı, sayı B/870,        s. 172)            Hocası Hâzık Efendi’nin ölümüne Hasankaleli İbrahim Hakkı Hazretleri şu güzel manzum tarihi yazmıştır.            “Hâzık Efendi ilm-ercümendi,              Allâme kendi, âlem beğendi.             Asrında evhad, kadriyle emced,             Seyyid Muhammed, nâmi bülendi             Hâk rahmet etsün, ruhuna gitsün,             Cennet’de datsun, bin şehdü kandi,             Hakki, denildi, fevtine târih;             Hâkk’a yöneldi, Hâzık Efendi.” (H. 1177/M. 1763)            İspirli Müderris Müftü Hâzık Efendi’nin, doğup büyüdüğü Erzurum’u öven iki gazeli basma Divan’ında bulunuyor. Bunları yurt sevgisi ve memleket övgüsüne örnek olarak aktaralım.                                    OLSUN DA GÖR!            Erzurum’un âb ü tâbın, nevbahar olsun da gör!            Çeşme-sâr-i çeşm-i pünhan, aşikar olsun da gör!            Ol hilal-ebru güzel,bedr olmamış mehdir henüz,            Çardeh sale civan-i işvekâr olsun da gör!            Cüylar çekmez mi ol servi, deruni sineden?            Saye endaz-i kenar-i cüybar olsun da gör!ur            Gör, ne kanlar dökecektir şivekâr-i nazda,            Çeşm-i mahmuru o şuhun bade-bar olsun da gör!            Biraz da mutedil olsa şitası Erzenerrum’un,            Vezan olsa nesim, ahsari rengarengi kuhsara,            Kokar anber gibi dağı, ovası Erzenerrum’un.            Gehi Aşıklara şemşir, gahi gösterir pengal,            Nigahi dilbere hatır, riyası Erzenerrum’un.            Nümayişger değildir ol kadar sair biad asa,            Metanet üzeredir tarh-i binası Erzenerrum’un.            Ne izzettir bu kim Hazık, misali nadire perver,            Ola bir şair-i rengin edası Erzenerrum’un.             Başka bir dörtlüğünde de Erzurum’u şöyle öğer;            Reftar-i dilarası değer Rûm haracını,            Mestane güzeller bulunurErzenirum’dur.            Serd olsa havası ne kadar Erzenirum’un,            Hazık, yine bir belde-i Pakize-i Rûm’dur. (Anadolu Güzelidir.)            Mehmed Hazık Efendi’nin zamanında dillerde ezber olmuş hikmetli beyitleri de çoktur. İşte birkaç örnek:Kisb-eyle gönül, daviyi merdaneyiboş-ko,Lebriz-i mey ol, na’ra-i mestaneyi boş-ko.***********************************Hod perstan, zûmile allame-i devran olur,Mekteb-i irfana gelse, tıfl-i ebcedhan olur.***********************************Hamdulillah, terk-i matlabmeyl-i kâm oldu bana,Bimeram-i çarhdan,ancak meram oldu bana.********************************Dünyada hiç kimse sûkhta-i hasret olmasun,Fırkatte, intizarkeş-i vuslat olmasun.***************************Aks-i rukh-i yar içün, hayli nazar eyledim:Kendimi gördüm yine, suret-i âyinede. İSPİR’İN DÜŞMANDAN KURTULUŞUEnver Paşa’nın Sarıkamış Taarruzu’nda ikinci kolordumuzun Allahuekber Dağları’nda donarak mahvolması, beklenen müdafaasının yapılmasına imkân vermedi. Esasen Osmanlı Devleti Birinci Dünya Harbi’ne hazırlıksız girmişti. Bu sebeple ordularımız düşman karşısında çekilmek zorunda kaldı.1915 senesi ocak ayında Halit Bey ki vatansever bir Türk kumandanıdır, (sonradan paşa) Kafkas Kolordusu’na bağlı düşmanın ilerleyişi karşısında bir şey yapmak istiyordu. İspir’in erkan ve eşrafı ile konuşan Halit Bey,1915 Senesi Ocak ayının son haftasında İspirlilerden de aldığı kuvvetlerle Fısırik’teki Rus Kuvvetleri ile kanlı bir boğuşmaya girdi. Rus kuvvetleri Ödük Yaylası’na kadar geri çekildi. Bu sırada Halit Bey, Erzurum’un Ruslar tarafından işgal edildiği haberini aldı. Bu haberi büyük bir teessürle, elemle alan Halit Bey, halkı daha fazla perişan etmemeyi düşünerek geri çekmeyi uygun buldu. Halkında muhacir olarak hiç değilse hayatların kurtarmalarını bildirdi. Halk giden kumandanı ve askerleri yaşlı gözlerle uğurladı.1915 Senesi Şubat ayında Rus askerleri İspir’e girdi. Kahraman Halit Bey, geri çekilirken inatçı mukavemeti ile düşmana kayıplar verdirdi. Üç yıldan fazla bir zaman süren, acı ve karanlık esaret yıllarından sonra komünist ihtilali başlayınca Rus askerleri İspir’den de çekilmeye başladı. Ruslardan boşalan yeri Ermeniler almak kararında idi. Hodiçor’daki Ermeniler bunun hazırlığı içindeydi.İspir erkanının hazırlıklı olması sayesinde yiğit İspirli hemşehrilerimizin şüpheli şahıslar üzerinde buldukları vesikalarda; Taşnak çetelerinin başkumandanı Antrenik Paşa’nın Bayburt katliamının tamamlanmakta olduğunu ve sıranın İspir’e geldiğini bildiren Ermeni planı anlaşılınca İspir Müftüsü’nün başkanlığındaki İspir Kurtuluş Cemiyeti’nin gayretiyle Hodiçur, Bayburt ve Erzurum’daki Ermenilerin İspir’de katliam yapmalarını engellemek için halk silahlı mücadeleye sevk edildi.Hodiçur’da bulunan yerli ve silahlı Ermenileri de milislerimiz çevirerek tecavüzlerine mani oldu. Bayburt Ermenileri bir defa da Yanıkköprü Boğazı’nı yararak geçmek istediyse de öncüleri ile yapılan çarpışmadan sonra düşman ilerlemekten vazgeçti.Erzurum’dan İspir’e Karakaya Boğazı’ndan girmek isteyen Ermenilerle milis kuvvetlerimiz yani silahlı İspirliler kanlı muharebeler yapmışlar ve Ermenileri bu boğazdan içeri sokmamışlardır. Ermenilerin esas maksadı Hodiçur’daki Ermenileri kurtarmak ve İspir halkını katletmekti. Fakat düşman bu emelinde muvaffak olamamıştır.Hodiçur hücumuna gelince; Ermenilerin Türk Ordusu önünde kaçtığını Bayburt’un ve Erzurum’un kurtuluşu ile gören ve artık tehlikenin kalmadığını anlayan kahraman İspir halkı Hodiçur’daki Ermenileri esir etmek için taarruza başladı. Yapılan çarpışmadan sonra Ermeniler Yukarı Mohurgot Kalesi’ne sığındılar. Bu kale,  emniyetli ve sağlam yapılışlıydı.  Bu sırada 25 Şubat 1918 tarihinde Türk Ordusu’nun İspir’e geleceği müjdesi verildi. O günün sabahı Yüzbaşı Ziya Bey’in başında bulunduğu süvari müfrezesi İspir’e geldi. Ziya Bey 26 Şubat’ta Hunut’a, 27 Şubat’ta Hodiçur’a vardı. Durumu tetkik eden Yüzbaşı Ziya Bey, alay kumandanı Atıf Beyden acele iki top göndermesini rica etti.7 Mart 1918 günü kaleye top atışı ile taarruza geçilmesini Yüzbaşı Ziya Bey emriyle bildirdi. Açılan gediklerden içeri kuvvetlerimiz kaleye girdi. Fakat milis kuvvetlerimizden çok sayıda şehit olmasının yanı sıra Yüzbaşı Ziya Bey ve beş askerimiz de şehit oldu. Şehitlerimizi rahmet ve gazilerimizi minnetle anarken, bu mutlu günden dolayı İspirli hemşehrilerimizi tebrik ederiz. Avukat Kemal TUĞRUL  Kaynak: Prof. Dr. Fahrettin KIRZIOĞLU’nun 30 Asırlık Türk Yurdu İspir adlı doktora çalışması
Son Güncelleme ( Çarşamba, 23 Aralık 2009 )
 
© 2010 Ziya Paşa İlköğretim Okulu
Joomla! GNU/GPL Lisansı altında korunan özgür bir yazılımdır.
        
Q